Ökuz

Aptal öküz, yine düştü bahçedeki kuyuya. Bütün gece böğürdü durdu, uyutmadi

gene.

Salak hayvan, daha dün gibi. Tüm köylüler toplanmış, çıkartmıştık onu kuyudan.

Çamur içindeydi, halatlar göğsünü, karnını kesmiş, bağıra bağıra bir hal olmuştu.

Burnunda salya sümük, gözlerinden burnuna doğru yol yol yaşlar, pek bir zavallı

gözülmüştü gözüme.

Sen kalk gene aynı kuyuya düş. Öküz işte, ne anlar.Bağırıp duruyor. Yok bu sefer

bırakacağım onu orda. Bağırsın dursun, susar elbet. Acaba diyorum, ağır bir taş alıp,

aşağıda atsam, tam kafasına. Ya kafasina gelmezse diye korkuyorum.

Hay allah, uyutmuyacak beni bu öküz gene.

Kendine dikkat etmeyen öküzden bana ne fayda. İki kere aynı kuyuya düşülür mü?

Muhtar karşıma dikilmiş, kuyuyu kapat diye diretti bir müddet. Mümkün mü? Asla,

bir kere o kuyu öküzden önce ordaydı.Neden kapatacakmışım.Seviyorum hem ben o

kuyuyu.Kuyu filan kapatmam ben. Öküz, adam olsun düşmesin kuyuya muhtar

efendi. Bir kere düştü, ikinci kez niye düşüyor.

Hem muhtar efendi sen o kuyununun hikayesini bilmezsin. Çok derin bir hikayedir o.

Bilmez kimse, ama hele bir anlat dersen, düş önüme kahveye gidelim bir…

Açık olsun benimki, Rasim.

Dursun, goş anana haber ver, babam gelmeyecekmiş de. Bundan sonrada bir daha

gelmezmiş dersin. Öküz kuyuya düştü, çare ariyormuş de ha.. Unutma Dursun,

atarım vallaha senide arkasından.

EEE muhtar efendi, merak edersin, kuyunun hikayesini, değil mi? Hey millet sizde

merak edersiniz mi ? Niye kapatmam kör, namussuz kuyuyu.. Öküzler düşsünde ben

onlarin böğürtülerini dinleyim diye değil herhalde. Vardır elbet bir hikayesi…

Dedem anlattı, o kuyuyunun hikayesini. Ölmeden bir gün önce. Gözleri açık öldü

dedem bilirmisin muhtar efendi. Bizim köyde gözleri açık giden tek kişi o oldu, allah

rahmet eylesin. Kocaman bir adamdı dedem. Merakımla kavruldum senelerce.

Aşk hikayesi dedi dedem, o kuyu aşkın hikayesidir oğul dedi. Aynı kuyudan bir tane

daha varmış, başka bir yerde. Deli gibi aşıklarmış birbirlerine. Köy yerinde aşk ayip,

gizli gizli sevmişler, yanmışlar birbirleri için. Dumanları şehirden görülmüş, dillere

destan, çobanlara türkü olmuşlar. Kız çok ağlamış, gizli gizli. Bahçede bir köşede

. Oğlan, yanmış, avuçlamış toprağı gizli gizli diğer bahçede.

Göz yaşları yarmış toprağı, toprak açılmış, parmaklar aralamış , çekmiş

toprağı.

İki ayrı kuyu olmuş sonra birbirinden uzak ama aynı. Anladın mı muhtar efendi? iki

kuyu diyorum, kizin göz yaşı oğlanın parmakları ile kazdiğı kuyu.

Dedem dedi ki, bu kuyu o kuyulardan biridir. Sakın kapatma. İki sevgili buluşurlar

aşağıda, ne köylü karışır nede yukarda ki.

Ondan kapatmam ben bu kuyuyu. Bazi akşamlar, sıcak basar dolaşırım bahçede.

Eser kuyunun orası. Rahatlarım, dedem aklıma gelir sonra. Bir çiçek koparır bırakım

aşağıya. Bir de el fatiha okurum rahmetliye.

Öküz, adam olsunda düşmesin içine.

Hoca duymasın, dedem orda yatar, son vasiyeti, deli etmiş evdekileri, illa oraya gömün diye.
Written by Devrim
on 23 Oct 2018